Göç olgusunun tarih içerisindeki yeri insanlık tarihiyle paralel ilerlemesine rağmen Soğuk Savaş sonrası dönemde artan bölgesel çatışmalar göçten etkilenen tarafların sayısını kayda değer biçimde artırmıştır. Göç, yalnızca yaşadıkları yerden ayrılan kişileri değil aynı zamanda ev sahibi toplumu ve devleti etkilemektedir. Göçmenler gittikleri yere yabancı oldukları gibi varılan toplum da göçmenlerin kültürüne yabancılık duymaktadır. Özellikle savaş, çatışma gibi mücbir sebepler dolayısıyla kitleler halinde gelen göçmenlere karşı ev sahibi toplum her zaman uyumlu yaklaşmamaktadır. Bu durum göçmenlerin dışlanma, barınma, işsizlik ve buna bağlı maddi yetersizlik sorunlarıyla karşılaşmasına neden olmaktadır. Karar alıcılar, bahsi geçen sorunlar sebebi ile toplumsal ahengin göçe bağlı olarak bozulmaması için uyum, asimilasyon, entegrasyon veya çokkültürlülük gibi politikalar ile bu süreci yönetmeye çalışmaktadır. Bu kavramlar sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılmakla birlikte kavramların muhtevaları ve karşılık geldikleri politikalar oldukça farklıdır. Bu çalışmada uyum ve entegrasyon kavramları literatür çerçevesinde incelenerek Türkiye’nin bu konudaki tutumu açıklanmaya çalışılacaktır.
Bugünkü küresel dünyada göç artık günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir. Türkiye’nin göç tarihini ele aldığımızda da kuruluşundan beri farklı şekillerde ve nedenler dolayısıyla ortaya çıkmış göç olayları ile karşılaşırız. Türkiye konumu itibarıyla coğrafyasında meydana gelen olaylardan etkilenmektedir. Komşularıyla ve çeşitli sebeplerle halkları ile arasında bağının bulunduğu ülkelerde yaşanan iç karışıklıklar ve bunlara bağlı olarak yaşanan göçler Türkiye’yi etkilemeye devam etmektedir. Erken cumhuriyet döneminde nüfus mübadelesi ile başlayan nüfus hareketlilikleri, niteliksel olarak çeşitlilik kazandıkça karar alıcıların bu konudaki politikalarının da çeşitlenmesine yol açmıştır.
Türkiye’nin göç politikası ulus devlet anlayışı çerçevesinde kurgulanmıştır. Türkiye’nin, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ne 1961 yılında coğrafi sınır kaydı ile taraf olması göç konusunu nasıl ele alacağı ile ilgili fikir vermektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında takip edilen bağdaşık toplum oluşturmaya yönelik politika 1994 tarihli İltica Yönetmeliği, 2005 tarihli İltica ve Göç Alanındaki Türkiye Ulusal Eylem Planı ve 2006 tarih 5543 sayılı İskân Kanunu ile devam etmiştir.
Türkiye’nin ülkesine göç etmek isteyen kişilere yaklaşımında kimlik başat rol oynamıştır. Göç politikası güvenlik endişesi ile şekillendiği için nüfusun nicelik olarak benzeşik tutulması her zaman öncelik olmuştur. Bu politika doğrultusunda Türkiye 1980lere kadar yabancıların göçü ile karşılaşmamıştır. Yakın coğrafyasında meydana gelen çatışmalar nedeniyle Türk soylu olmayan kişilerin sınır kapılarına dayanması, Türkiye’nin doğal uyuma dayalı oluşturduğu politikanın geçerliliğinin sorgulanmasına sebebiyet vermiştir. Bu noktada toplumsal bağdaşıklığın nasıl korunacağı sorunu ortaya çıkmıştır. Devletler tarafından bahsi geçen sorunun çözümü için göçmenlerin yeni toplum ile bütünleşmesini sağlamaya yönelik asimilasyon, entegrasyon veya uyum politikaları benimsenmektedir. Türkiye’nin halihazırda kesin bir göç politikası olmadığını belirtmekle birlikte bu konudaki tavrı uyum politikalarından yana olmuştur.
Göç, yalnızca insan hareketliliğini içermez aynı zamanda kültürel etkileşimi de içermektedir. Farklı kültürlerin karşılaşması ve artık bir arada var olacak olmaları toplumda uyumsuzluk hatta kültürel düzeyde başlayarak diğer alanlara da sıçrayan çatışmaların meydana gelmesine sebep olabilir. Göçe bağlı olarak ortaya çıkan bu ve benzeri durumların yaşanmaması için karar alıcılar toplumsal bütünleşmeyi sağlamaya çalışmaktadır. Nitekim toplumsal istikrar ve ahenk ancak bu şekilde sağlanabilmektedir. Yukarıda bahsi geçen asimilasyon, entegrasyon ve uyum toplumsal bütünleşme için en çok kullanılan üç kavramdır. Muhteva olarak üç kavram birbirinden farklı noktalara denk gelse de sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Bu durum aralarındaki farkın görmezden gelinmesine neden olmaktadır. Ayrıca entegrasyon ve asimilasyon kavramlarının genel geçer anlamlarının olmaması da birbirlerinin yerine kullanılmasına sebebiyet vermektedir. Nitekim entegrasyon kavramının toplumsal bilimler kökenli bir kavram olmaması insan ilişkilerini açıklamada kullanımını kısıtlamaktadır. Entegrasyonun basit anlamı müstakil olarak var olan verilerin, kişilerin vb. etkileşime girerek bütünleşik ve işlevsel bir yapı oluşturmasını ifade eder. Bu sebeple entegrasyon kavramının mühendislik temelli alanlarda kullanımı daha yerinde olmaktadır.
Göç konusunda ise entegrasyondan beklenen göçmenlerin içinde bulundukları topluma eşitlik içerisinde dahil olmalarıdır. Entegrasyonun sosyolojik tanımı, bir kişinin veya grubun daha büyük bir grubun parçası olmasını sağlayan ve o toplum içinde nasıl davranması gerektiğini belirleyen değerler ile kuralların öğrenilmesidir. Entegrasyon politikasında amaç göçmenlerin aktif katılımı ile toplumsal bütünleşmesini sağlamaktır. Göçmenin kültürel kimliğini koruyarak ilgili toplumun dilinde yeterli olması ve o ülkenin temel değerlerine ilişkin bağlılık geliştirmesi beklenmektedir. Sürecin yabancılık unsurunu taşıyan göçmenlerde yoğunlaşması entegrasyonun tek yönlü bir süreç olarak algılanmasına neden olmaktadır. Ancak topluma sonradan dâhil olan birey veya grup dâhil olduğu gruba ilişkin değerleri öğrenme konusunda istekli olmalıyken çoğunluğu oluşturan grup ise yeni üyelere karşı kapsayıcı olmalıdır. Bu açıdan entegrasyon tüm katılımcıların aktif olduğu bir süreçtir.
Asimilasyon kavramı ise entegrasyon politikasının daha katı şekilde uygulanmasıdır. Asimilasyon politikası sonucunda göçmen dâhil olduğu toplumun kültürünü, davranışlarını ve deneyimini benimseyerek toplumun bir üyesi haline gelir. Azınlık grupların yerleşik gruplar arasında erimesiyle oluşan yeni bir toplumu ifade eder. Göçmenin kendi kültürel kimliğinden uzaklaşmasını gerektirmesi sebebi ile asimilasyon olumsuz bir mana ihtiva etmektedir. Asimilasyon politikası kapsayıcı olmaktan uzaktır. Bu açıdan toplumsal bütünleşme teorileri arasında en eleştirel olandır.
Uyum hem göçmenlerin kişilik haklarını koruması hem de toplumun göçmenleri kabul sürecini kolaylaştırması bakımından tercih edilmesi gereken bir politikadır. Diğer iki politikanın yanında göçmenlerin topluma dâhil olma sürecinde üçüncü bir yol olarak görülmüştür. Bahsi geçen kavram topluma sonradan dâhil olanların kendi kimlik ve kültürlerini koruyarak yeni bir toplum içinde var olmalarını savunmaktadır. Kelime anlamı “bir bütünün parçaları arasında bulunan ahenk” olan uyum sosyolojik temelde ele alındığında da benzer şekilde toplumun tüm unsurlarıyla ahenk içinde yaşamasına karşılık gelmektedir. Çoğulculuk temelli karşılıklı kabule dayalı bir toplumsal düzen benimsenmektedir. Uyum politikalarının uygulandığı toplumlarda farklılık ve çeşitlilikler bir sorun olarak nitelendirilmez. Entegrasyon ve asimilasyon politikalarının aksine göçmen kişi veya grupların kendi kültür, dil veya geleneklerinden feragat etmesine gerek yoktur. Uyumun, gönüllülük esaslı olması da entegrasyon ve asimilasyon politikalarından ayırmaktadır. Topluma sonradan dahil olanların o toplumun değerlerini ve kültürünü özümsemeden varlığını sürdürmesi bakımından uyum politikalarının uygulanması göçmenler için olumlu bir ortam oluşturmaktadır. Ancak devletlerin Fransız Devrimi’nin beri azalmayan aksine gittikçe şiddetlenen ulus devlet bilinci, uyum politikalarına mesafeli yaklaşılmasına neden olmaktadır. Söylemde devletler her ne kadar kapsayıcı olsa da uygulama aşamasında kapsayıcı politikaların eksikliği görülmektedir.
Türkiye, Osmanlı Devleti’nin bakiyesi olması sebebiyle tarihsel olarak her zaman göç ile muhatap olmuştur. Politikalarına bakıldığı zaman ise göçmenlere karşı sert tedbirlerin uygulanmadığı görülmektedir. Ancak bu duruma göçmenleri kabul ederken seçici davranmış olması etkili olmuş olabilir. Yukarıda bahsedildiği üzere Cenevre Sözleşmesi’ne koyulan coğrafi çekince itibarıyla toplumsal ahengi bozabileceği düşünülen kişi veya gruplar ülkeye kabul edilmemiştir. Kaçak yollar ile girenler ise genel olarak toplumsal ahenk açısından sorun oluşturacak sayıda olmadığı için toplum içerisinde bireysel uyum sağlayarak varlığını sürdürmüştür. Ancak Türkiye’nin duyarsız kalamayacağı ve kitlesel niteliğe sahip olan 2011 yılında Suriye’den gerçekleşen göç olayı göç konusundaki politikaların gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Coğrafi çekince sebebiyle bahsi geçen ülkeden kimselerin göçmen olarak kabul edilmemesi ve göçün kitlesel olması yeni tanımların yapılması ihtiyacını meydana getirmiştir. 2013 yılında kabul edilen “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” (YUKK) ile yeni göçmenlere ilişkin tanımlamalar yapılmış ve izlenecek süreçler belirlenmiştir. YUKK ile Türkiye yeni döneme ilişkin politikasını uyum olarak belirlemiştir. Ancak bu uyum Suriyeli göçmenleri Türkiye’de kalıcı olmayacağı bir süreç üzerine kurgulanmıştır. İlgili kanunun 96. Maddesine göre uyum “Yabancılara ülkemizde, yeniden yerleştirildikleri ülkede veya geri döndüklerinde ülkelerinde sosyal hayatın tüm alanlarında üçüncü kişilerin aracılığı olmadan bağımsız hareket edebilmelerini kolaylaştıracak bilgi ve beceriler kazandıracak faaliyetler” olarak tanımlanmaktadır. Bu noktada Türkiye göçmenlerin eğitim, sağlık, çalışma hayatına katılım gibi günlük hayatlarını sürdürmelerini sağlayacak faaliyetlere erişmeleri noktasında imkanlar sağlamıştır ve kurumları bu konuda desteklemiştir.
Türkiye’nin tarihsel olarak en uzun süre ve en yoğun olarak karşılaştığı Suriye göçü olayını geçici bir süreç olarak ele alması uyum sürecini sekteye uğratıcı bir etkiye sahiptir. Şöyle ki aradan geçen 14 yıl boyunca Türkiye’de doğan veya kabri burada bulunan pek çok göçmen bulunmaktadır. Bu durumun göçmenin içinde bulunduğu toplum ile kaynaşmasını kolaylaştıracağı açıktır. Ayrıca bu süre zarfında göçmenin eğitim alması veya bir işte çalışarak üretim sürecine katılması hem o toplum için hem de göçmen için artı değer oluşturmaktadır. Fakat uyum politikasının kalıcı olmayan yapısı bu noktada bir ikilem oluşturmaktadır. Göçün her iki tarafı açısından geçicilik fikri uyum sürecine katılmasını sekteye uğratabilir. Türkiye’nin uyum politikası göçmenlere burada bir gelecek sunmamaktadır. Türkiye’nin Suriyeli göçmenleri ilk andan itibaren “misafir” olarak tanımlaması da sürecin geçici olduğunu, temel insanî haklarından kaynaklanan ihtiyaçlarını karşılanacağını ancak uzun vadede bir seçenek sunulmadığını belirtmektedir.
Özetle, göç yönetimi konusunda uygulanan 3 temel politika olan entegrasyon, asimilasyon ve uyum anlamları bakımından yakın olmaları sebebiyle birbirlerini yerine kullanılmaktadır. Fakat uygulamada her üç politika oldukça farklı noktalara karşılık gelmektedir. Bunlar arasından asimilasyon en olumsuz süreci benimsemesi nedeniyle eleştirel yaklaşılan politikadır. Entegrasyon ise uyum sürecine oldukça benzer ilerlemektedir. Ancak içinde bulunduğu topluma entegre olan kişi toplum ile kendi değerlerinden ve kültüründen feragat ederek bütünleşmektedir. Türkiye bu iki politikaya hiçbir zaman olumlu yaklaşmamıştır. Türkiye’nin göç yönetim politikalarından yana tavrı uyum olmuştur. Bu noktada göçmenlerin toplum içinde çatışmaya neden olmadan var olmasına yönelik politikalar takip etmiştir. Uyum sürecinin çift taraflı bir süreç olduğu yukarıda belirtildi. Göçmenler için uyum politikaları takip edilirken yerli halkın da göçmenlerle bütünleşmesi unutulmaması gerek bir konudur. Türkiye’nin bu hususta eksik kalan politikaları zaman zaman yerli halk tarafından göçmenlere yönelik saldırgan tavırlar gösterilmesine neden olmuştur. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte göçmenleri ülke içinde nerede göreceğine dair politika benimsemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda daha kapsamlı ve çift taraflı politikalar oluşturması ise sağlıklı göç yönetimi açısından önem taşımaktadır.
Kaynakça
Aykaç, S. A., ve M. Karakaş. 2022. “Entegrasyon, Asimilasyon ve Uyum Kavramları Arasından Türkiye’nin Seçimi.” İçtimaiyat Sosyal Bilimler Dergisi, Göç ve Mültecilik Özel Sayısı, no. 426.
Berry, John W. 1992. “Acculturation and Adaptation in a New Society.” International Migration 30: 69–85.
Cankara, Y., ve O. Çerez. 2020. “Tarihsel Süreç İçerisinde Afganistan’ın Göç Sorunu ve Türkiye’ye Yansımaları.” Türk Dünyası Araştırmaları 245: 447–60.
Faist, Thomas. 2018. A Primer on Social Integration: Participation and Social Cohesion in the Global Compacts. no. 161.
Goodman, Sara Wallace. 2009. Civic Integration Requirements and the Transformation of Citizenship. Georgetown University.
Güler, H. 2020. “Göç ve Entegrasyon: Türkiye’de ‘Uyum’ Ama Nasıl?” Kafkas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 11 (1): 245–68.
İnan, C. E. 2016. “Türkiye’de Göç Politikaları: İskân Kanunları Üzerinden Bir İnceleme.” Göç Araştırmaları Dergisi 3: 10–33.
TDK. 2025. “Sözlük Anlamı.” Erişim 13 Şubat 2025. https://sozluk.gov.tr/.
Türkiye Göç İdaresi Başkanlığı. 2025. “Uyum Hakkında.” Erişim 13 Şubat 2025. https://www.goc.gov.tr/uyum-hakkinda.

