Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
EDİP CANSEVER
Yer:
“1. yeryüzü, arz,
- zemin, gök zıddı, 3. mahal, mekân, mevki”
sözcüğünden evrilmiştir.
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk; mahal, mevzi. Eski sözlüklerde arz, “semanın mukabili olan cisim” veya “insanların üzerinde bulunduğu yer” şeklinde açıklanır.Yer neresidir sahiden? Bir sürü benzer tanımın benzersiz kıldığı mekân mı? İnsanın isteyerek ya da istemeyerek geldiği dünya mı? Tanımını dahi yapamadığı kelimeyi insan yaşamında nereye koyar?
“Yer” belirsizken yoksunluğunun tarifi nasıl olur?
Mimarlık ilişki biçimidir. İnsan henüz doğarken bile iki cinsin, onların yakînen ilişkisinden oluşur. İnsan yaşarken ve hatta ölürken, öldüğünde dahi bir yere ihtiyaç duyar.
Bu yüzden yerinden edilmek yalnızca fiziksel bir hareket değildir. Bir insanı bulunduğu noktadan almak, sadece bedenini hareket ettirmek anlamına gelmez. Alıştığı ışığı, sesleri, yürüdüğü yolu, pencerenin baktığı yönü de yerinden etmektir. Çünkü insan zamanla bulunduğu yere benzer. Yer de insandan iz taşır.
Ancak yoksunluk her daim olumsuz mudur?
Belki korunmadır. Belki kurtuluştur. Belki de umuttur.
“Umut vardan ileridir” der babam.
Uzun yıllar bu sözün ne anlama geldiğini düşündüm. Şimdi daha iyi anlıyorum. Umut etmek güzel, umut ettirmek güzel, umuda varmak daha güzel. İnsan güzeli ve güzelliği aramıyorsa zaten niçin vardır?
Yerinden edildiğinde, yerine yenisini veren bir Yaradan’ın varlığına inanıyorsa ne için tasalanır insan?
Mimarlıkta da böyledir. Bazen bir yapı hasar görür, bazen bir mekânın ömrü dolar, bazen de yıkılması gerekir. Fakat boşalan yerde yeni bir varlık belirir. Yeni bir düşünce, yeni bir hayat, yeni bir başlangıç…
İşte o varlık umuttur.
İnsanın belki de yegâne çaresi.
Bu yüzden yerinden edilmenin mimarisi yalnızca kaybın mimarisi değildir. Aynı zamanda yeniden kurmanın, yeniden başlamanın ve yeniden yer edinmenin mimarisidir.
İnsan nereye giderse gitsin kendine bir yer kurmaya çalışır. Bir pencere açar, bir masa koyar, bir ağacın gölgesini sahiplenir. Sonra oraya hatıralarını yerleştirir. Mekân, duvarlarla değil; insanın ona yüklediği anlamlarla yer olur.
Belki de insanın bütün hayatı kendine bir yer aramakla geçer. Bazen doğduğu yerde, bazen hiç bilmediği bir coğrafyada. Ama nereye giderse gitsin önce bir boşluğu sahiplenir, sonra orayı yer yapar.
Ve umudu dürtmek gerekir.
Edip Cansever’in dediği gibi;
“Umudu dürtelim, umutsuzluk yatışsın.”
Hatta sussun.
Benim için mimarlıkta bunun en güzel örneği, anlamın ve umudun mimarı Hassan Fathy’dir.
Mısır’ın Luksor kentinde yer alan New Gourna (Yeni Gorna) Köyü, Hassan Fathy tarafından 1945-1952 yılları arasında tasarlanmış bir toplu konut projesidir. Projenin çıkış noktası, Antik Teb Nekropolü üzerinde yaşayan bölge halkının başka bir yere taşınmasıdır. Devlet, mezar yağmacılığını önlemek amacıyla halkı Nil’in batı yakasında yeni bir yerleşime yerleştirmek istemiş ve bu görevi Hassan Fathy’ye vermiştir.
İlk bakışta bu hikâye, yerinden edilmenin hikâyesidir. Ancak Hassan Fathy’nin yaklaşımı, yalnızca insanları bir yerden başka bir yere taşımaktan ibaret değildir. O, insanların yeniden bir yere ait olabilmesinin mimarisini kurmaya çalışmıştır.
Uluslararası modernizmin betonarme ve cam yapılara yöneldiği bir dönemde Fathy, yerel malzemelere yönelmiştir. Evleri çamur ve samandan üretilen kerpiç tuğlalarla inşa etmiş, Güney Mısır’ın unutulmaya yüz tutmuş Nubiye tonoz tekniğini yeniden canlandırmıştır. Ahşap kullanmadan inşa edilen kubbeler ve tonozlar, çöl iklimine uyum sağlayan doğal bir yapı dili oluşturmuştur.
Sıcağa karşı elektrik gerektirmeyen pasif iklimlendirme sistemleri, rüzgâr yakalayıcıları, iç avlular ve gölgeli sokaklar tasarlamıştır. Daha da önemlisi, köyü yaşayan insanların sosyal ilişkilerini anlamaya çalışmış; mahalleleri, çarşıyı, camiyi, okulu ve açık hava tiyatrosunu bu ilişkiler doğrultusunda kurgulamıştır. Hatta köylüleri inşa sürecine dahil ederek aidiyet duygusunu yapım aşamasında başlatmak istemiştir.
Peki proje başarılı olmuş mudur?
Pratik anlamda bakıldığında hayır.
Planlanan yaklaşık 900 konutun yalnızca küçük bir bölümü tamamlanabilmiş, bürokratik engeller, finansman sorunları ve bölge halkının taşınmak istememesi nedeniyle proje yarım kalmıştır. Yeni yerleşim, birçok kişi tarafından benimsenmemiş ve zaman içerisinde önemli ölçüde terk edilmiştir.
Fakat mimarlık yalnızca sonuçlarla mı değerlendirilir?
İşte burada Hassan Fathy’nin asıl başarısı ortaya çıkar.
New Gourna, sahada tam anlamıyla başarıya ulaşamamış olabilir; ancak düşünce dünyasında mimarlığın yönünü değiştirmiştir. Fathy’nin daha sonra kaleme aldığı “Architecture for the Poor” adlı eser, mimarlık tarihinin en etkili metinlerinden biri hâline gelmiştir. Yerel malzeme kullanımı, sürdürülebilirlik, katılımcı tasarım ve iklimle uyumlu mimarlık gibi bugün sıkça konuştuğumuz birçok kavramın öncüllerinden biri bu projede ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle New Gourna’yı yalnızca başarısız bir köy olarak görmek mümkün değildir. O, başarısız bir başarının hikâyesidir.
Başarı her zaman alkışlanmaz. Her başarı kendi döneminde takdir de edilmeyebilir. Bazen bir fikir, inşa edildiği zamanda değil; yıllar sonra anlaşılır.
Hassan Fathy bana bunu hatırlatır.
Yerinden edilmenin yalnızca kayıp olmadığını, bazen yeni bir başlangıcın imkânı olduğunu gösterir. İnsanların yerini değiştirmek kolaydır; fakat onlara yeniden aidiyet duygusu verebilmek zordur. Hassan Fathy’nin aradığı şey tam olarak buydu.
Belki de bu yüzden New Gourna bugün hâlâ bir umut projesi olarak okunabilir.
Çünkü bazen bir yapı ayakta kalamaz ama fikri yaşamaya devam eder.
Ve bazen fikirler, yapılardan daha uzun ömürlüdür.
KAYNAKÇA
Cansever, Turgut. Kubbeyi Yere Koymamak. İstanbul: Timaş Yayıncılık, 2010.
Cansever, Edip. Sonrası Kalır. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2014. (Baskı yılı farklıysa onu kullanmalısın.)
Doğan, Ahmet Cengiz. Bir Şehir: Turgut Cansever’le Konuşmalar. İstanbul: Klasik Yayınları, 2015.
Fathy, Hassan. Çağdaş Dünya Mimarları Dizisi 5: Hasan Fethi. İstanbul: Boyut Yayıncılık, n.d.
Leaman, Oliver. İslam’a Giriş. İstanbul: Küre Yayınları, 2012.
Nasr, Seyyed Hossein. Modern Dünyada Geleneksel İslam. İstanbul: İnsan Yayınları, 2009.
Ökten, Sadettin. Fincanımda Cola Var!. İstanbul: Tuti Kitap, 2014.
UNESCO. First Scientific Committee Meeting, Luxor, Egypt, 2–3 October 2010. Paris: UNESCO, 2010.
RESİM: Claud MONET,Coquelicots

