AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ KADAR BİRLEŞİK Mİ?
Çeşitli Göçmen Çocuklar ve Çok Dilli Eğitim
Önceki yazımızda teorideki tanımına yer verdiğimiz küreselleşme kavrama verileceğin en değerli örneklerden olan Amerika Birleşik Devletleri tarihine bir bakış atıldığında, Cenevizli kaptan Christopher Colombus’un 1492’daki keşfiyle başlayan kolonizasyon süreci, devletin yerlileri İnka, Maya ve Aztek’lere; İspanyollar, İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar ve sonrasında birçok milletin gerçekleştirdiği sömürgecilik faaliyetine ev sahipliği etmeye zorlamıştır.
Özellikle İspanya’nın 17. Yüzyıla kadar gerçekleştirdiği kanlı sömürgecilik tutumu, ev sahibi yerli uygarlıkların neredeyse yok olmasına sebebiyet vermiştir. 1588’de İspanyolların İngilizler karşısında yaşadığı ağır yenilgiyle İspanyollar, güç kaybederken bu geniş sömürge alanları Britanya Krallığı, Hollanda ve Fransa’nın işgaline konu olmuştur. İlerleyen zamanlarda sömürgeci milletlerin ve taşı toprağında altın olduğu bilinen Amerika’ya farklı milletlerin göçleri ile Amerika, günümüzde kozmopolit halini almıştır.
Konumuz kapsamında Amerika’nın ilk zamanlarından günümüze çok dilli eğitim politikaları incelendiğinde ne yazık ki yerli halkın eğitim politikalarına ilişkin yazılı kaynaklara ulaşılamamaktadır. Nitekim elimizde bulunan veriler dikkate alındığında; Mayaların kendilerine özgü yazı sistemiyle oluşturdukları takvimler ve gökyüzüne olan ilgileri, Azteklerin calmecac adı verilen ve dinî eğitimin verildiği okulları ile İnkaların herhangi bir yazı sistemi ya da alfabeye sahip olmadıklarına ilişkin bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, bu toplumların eğitim yapısına dair sınırlı çıkarımlar yapılabilmektedir. Ayrıca, 15. yüzyıl öncesinde Avrupa, Asya ve Afrika medeniyetleri tarafından keşfedilmemeleri nedeniyle korudukları homojen yapı da göz önünde bulundurulduğunda, çift dilli eğitime yönelik sistematik bir politikanın varlığından söz etmek oldukça güçtür.
Yine sömürgecilik sürecinin başlangıcına gelindiğinde de İspanyol halkı tarafından yerel nüfusa uygulanan işgal yoluyla öldürme, kendi anakaralarından getirdikleri salgın hastalıkların yerel halka istemli/istemsiz olarak bulaştırılması ve köleleştirme politikaları mevcutken ölüm, sefalet, acı, yoksulluk, yıkım, köleleştirmeye maruz kalan yerel halk için çift dilli eğitim politikası uygulanması beklentisi son derece iyimser bir tutum olacaktır.
Ancak 17. yüzyıl ve sonrasına gelindiğinde Amerika Birleşik Devletleri, yok edilen yerel halkın üzerine yazdığı hikayesini göçmenlik ve çeşitlilik üzerine kurmuş ve bünyesine milyonlarca göçmen kabul etmiştir. Ülke, göçmenlere “Anglo-Uyum”, “Eritme Potası” gibi politikalarla mevcut kültürel normları kabule zorlaşmışsa da kimlik inşasının kimlik inşasının ne eritilerek biçim verilecek bir madde ne de Anglo kültürü içinde silinip gidecek kadar köksüz bir yapı olduğu tarihsel süreçte anlaşılmıştır. Zira, geçmişte yaşadıkları olumsuzluklardan arınarak yeni bir düzen kurmak isteyen göçmenler, geldikleri topraklarla bağlarını koparabildiklerini; yeni yerleşim yerlerine “New” (Yeni) sıfatını ekleyerek sembolik bir başlangıç yaptıklarını düşünmüş olsalar da, kurdukları şehirler yalnızca isimleriyle değil, taşıdıkları dil, inanç, mimari ve gündelik yaşam pratikleriyle de geldikleri kültürlerin izlerini taşımaya devam etmiştir.
İlgili politikalar kapsamında 34 eyalette hem özel hem de kamuya ait ilkokullarda yalnızca İngilizce eğitim verilmesini zorunlu kılan yasalar yürürlüğe girmiş; yabancı dil öğrettikleri gerekçesiyle işten çıkarılan eğitmenler haklarını mahkemeler aracılığıyla aramaya itilmiştir. Özellikle ABD–Meksika sınırı boyunca yaşayan İspanyolca konuşan toplulukların çocukları, çoğunlukla İngilizce bilmeden eğitim hayatına başlamak zorunda kalmış; bu çocuklar, ABD Medeni Haklar Komisyonu raporlarının da ortaya koyduğu üzere, yetersiz ve ayrıştırılmış eğitim koşulları nedeniyle büyük ölçüde lise öğrenimini dahi tamamlayamadan eğitim sisteminin dışına sürüklenmişlerdir.
Ancak, özellikle büyük Buhran ve sonrasının nüfusu üzerinde yarattığı etkiyle Amerika Birleşik Devletleri, 20. yüzyılın ortalarından itibaren ve özellikle 21. yüzyılda “Salata Kasesi” metaforuyla çok kültürlü yapısını benimsemeye ve homojenleşme politikalarından uzaklaşmaya başlamıştır. Benimsenen bu çok dilli ve çok kültürlü yapı kasesindeki göçmen çocukların dil edinimi ise kaçınılmaz olarak önemli bir politika ihtiyacı doğurmuştur.
Özellikle 1974 yılında Yüksek Mahkeme’nin verdiği Lau v. Nichols kararıyla Mahkeme, San Francisco’da yaşayan 1.856 Çince konuşan öğrencinin, sınıf içi eğitimi anlayamaması ve dil farklılıklarına yönelik herhangi bir düzenleme yapılmaması nedeniyle eşit eğitim hakkından mahrum bırakıldığını tespit edilmiş ve çözüm noktasında mahkeme, çarenin ne yalnızca İngilizce öğretimi ne de yalnızca ana dilde eğitimle gerçekleşeceğini belirterek üçüncü yolu, Eğitim Kurulu’nun kendi uzmanlığı çerçevesinde bulup gerekli sistematiği oluşturması gerektiğine hükmetmiştir. Anılan kararın ardından Amerika’daki eğitim kurullarının büyük çoğunluğu, bir tür iki dilli eğitimin gerekli olduğu kanaatine varmışsa da federal hükumetler, gerçekleştirdiği, grupların yalnızca program adlarına göre belirlendiği ve sunulan eğitimin niteliğinin dikkate alınmadığı, araştırmalarda iki dilli programların test sonuçları üzerinde herhangi bir etkisi olmadığına kanaat getirmiş ve bu durum eyaletler arasındaki eğitime ilişkin birbirinden büyük fark arz eden uygulamalara sebebiyet vermiştir. Böylece, meselenin merkezi ve bütüncül bir politika ile ele alınması gerektiği açıkça ortaya çıkmıştır.
Nitekim, federal hükümet tarafından daha kapsamlı diğer karşılaştırmalı çalışmalarda, ilk yazımızda da yer verdiğimiz üzere, iki dilli eğitimin başarıyı arttırıcı unsuru olduğu açıkça gözlemlenmiştir. Böylece, eğitimde başarıyı sağlamak amacıyla dil gelişim programlarının yaygınlaştırılmasını hedefleyen 2002 tarihli “Hiçbir Çocuk Geride Kalmasın Yasası” (No Child Left Behind), yasası ile, var olan bir politika ihtiyacına kurumsal bir yanıt oluşturulmuştur. Bu çerçevede öğrencilerin hem ana dillerinde hem de İngilizcede okuryazarlık ve akademik becerilerinin geliştirilmesi amaçlanırken, ESL (İkinci Dil Olarak İngilizce) programları aracılığıyla da İngilizceyi sonradan öğrenen öğrencilerin dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerileri desteklenmiş ve eğitim sistemine eşit katılımları sağlanmaya çalışılmıştır. Uygulamalı Dilbilim Merkezi (Center for Applied Linguistics) raporlarıyla da sabit olduğu üzere büyük çoğunluğu ilkokul düzeyinde ve İspanyolca/İngilizce temelli olarak sunulan bu programlar ortaokul ve lise düzeyinde program sayısı giderek artmakta ve İspanyolca dışındaki dilleri içeren programlar da yaygınlaşmaktaysa da son 20 yıl içerisinde İngilizce öğrenenlerin profili değişmiş; ancak program tasarımları bu değişime ayak uydurmaktan uzak kaldığı gibi eğitmen profili de bu hususta destekleyici olmamıştır.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, 15. yüzyıldan bu yana farklı milletlerin, dillerin ve kültürlerin kesişim noktası olan Amerika Birleşik Devletleri’nin, sahip olduğu tarihsel çeşitliliğe rağmen 20. yüzyılın ortalarına kadar çok dilliliği destekleyen kapsayıcı bir eğitim politikası geliştiremediği görülmektedir. Her ne kadar 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başında eğitim alanında çok kültürlülük söyleminin benimsendiği ve iki dilli eğitimin politika düzeyinde kabul edildiği gözlemlense de bu programların çağın ihtiyaçlarına yeterince cevap veremediği ve uygulama düzeyinde sınırlı kaldığı açıktır. Bu bağlamda, mevcut durum, benimsenen politikaların çoğu zaman yapısal bir dönüşüm yaratmaktan ziyade, politik doğruculuk söylemi çerçevesinde ortaya konulan bir iyi niyet göstergesi olarak kaldığı kanaatini tarafımızda yaratmaktadır.
KAYNAKÇA
- Acemoğlu, D., Robinson, J.A.,(2025). Ulusların Düşüşü (101. Baskı). Doğan Yayıncılık.
- Adıgüzel, Ö., Akagündüz, Ü., Akalın, M., Bal, M. S., Çalışkan, B., Güner, İ., Gürgen, G., Güven, İ., Kaya, M. A., Metin, M., Ocak, A., Sarıtaş, E., Uyar, M., Ünder, H., Yiğit, T. (2016). Uygarlık Tarihi (6. Baskı). Pegem Akademi.
- Capp, R., Fix, M., Murray, J., Ost, J., Passel, J., Herwantoro, S. (2005). “The new demography of America’s schools immigration and the no child left behind act.” The Urban Institute. http://www.urban.org/UploadedPDF/311230_new_demography.pdf.
- Crawford, J. (2004). Educating English learners: Language diversity in the classroom (5th ed.). Bilingual Education Services.
- Çakmaklı, E. (2022). “Asimilasyon ve Çokkültürlülük Sarmalında Amerikan Kimliği.” Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 49, 123-144. https://doi.org/10.30794/pausbed.961071.
- Bal, M., Aksu Demiral, G. (2021). “Dünyada Dil Eğitimi Uygulamaları: Millî Eğitim Bakanlığı Politikalarının Göçmenlerin Dil Eğitimi ve İki Dilli Eğitim Açısından İncelenmesi.” Milli Eğitim Dergisi, 50(1), 51-77. https://doi.org/10.37669/milliegitim.959601.
- Gándara, P., Escamilla, K. (2017). “Bilingual Education in the United States”. Bilingual and Multilingual Education.” Encyclopedia of Language and Education. Springer. 439-452. https://doi.org/10.1007/978-3-319-02324-3_33-2.
- Genesee, F., Lindholm-Leary, K., Saunders, W., & Christian, D. (2006). Educating English learners: A synthesis of research evidence. Cambridge University Press.
- Günay, H. (2024) “İspanyolların, 1492-1902 Yılları Arasında Sömürgeleştirdiği Latin Amerika Bölgesine Demografik, Sosyokültürel ve İdari Yapısına Etkisi.” Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 16(1), 39-50. https://doi.org/10.52791/aksarayiibd.1403986.
- Karabulut, N. (2010). “1945 Öncesi Süreçte Amerikan Sanatına Genel Bakış.” Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, 20, 35-57. https://izlik.org/JA26YA59GX.
- Manioğlu, Oğuzhan. 2023. “Kısa Amerika Tarihi Işığında Amerikan Siyasi Sistemine Bakış”. UPA Strategic Affairs4(1): 108-28. https://izlik.org/JA22AU43PF.

