“Biz işçi istedik, onlar insan gönderdi”
– Max Frisch
Genel olarak dezavantajlı konumda bulunan grupların başında yer alan kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar ve göçmenler kümesinin bir alt kümesi olan göçmen işçiler hem göçmen olmalarından hem de işçi sıfatlarından kaynaklı birtakım kırılganlıkları birlikte taşımakta olup, karşı karşıya kaldıkları riskler bakımından daha yoğun ve çok katmanlı bir dezavantaj alanı içerisinde yer almaktadır. Özellikle, 2003 yılından bu yana uluslararası düzeyde iş kazalarında hayatını kaybedenleri anma amacını taşıyan 28 Nisan Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, bu çerçevede göçmen işçiler bakımından iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin ne ölçüde uygulama alanı bulduğunun ayrıca değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Öncelikle, ilgili günün benimsendiği ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1932’den bu yana tarafı olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmeleri incelendiğinde, 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan her iki dünya savaşındaki insan ihtiyacının üretim süreçlerinde yarattığı boşluk, evrensel mobiliteyi etkilemiş ve göç hareketlerinde bir dönüm noktası yaratmıştır. Ancak üretimin parçası olan bu “misafir” işçiler, ulus-devletlerin ev sahipleri değillerdi ve bu sebeple genel olarak devletlerce çalışma koşulları, sosyal haklara erişimleri ve iş sağlığı ve güvenliği bakımından yeterli korumadan mahrum edilerek ayrımcılığa mahrum kalmışlardır.
Bu ayrımcılığın yarattığı acı sonuçlarını sahada gözlemleyen Uluslararası Çalışma Örgütü, uluslararası çalışma standartlarının, aksi açıkça belirtilmedikçe, uyruğu veya göçmenlik statüsüne bakılmaksızın tüm işçiler için geçerli olduğunun altını çizmek amacıyla İlk olarak 1949 tarihli ve 97 nolu istihdam amaçlı göç Sözleşmesi ile bu sözleşmenin tamamlayıcısı niteliğindeki 1975 tarihli ve 143 nolu Göçmen İşçiler Sözleşmesini geliştirerek üye devletlere işçi göçünü düzenlemek, göçmen işçilerin haklarını korumak ve ayrımcılık yapmama ve eşit muameleyi teşvik etmeyi amaçlamıştır.
Ancak, sözleşmelerin 11. maddelerinde yer verilen göçmen işçi; kendi hesabına çalışmak dışında bir amaçla bir ülkeden diğerine göç eden veya etmiş olan kişiyi ifade eder ve düzenli olarak göçmen işçi olarak kabul edilen herhangi bir kişi şeklinde tanımlanmıştır. Bu bakımdan, ilgili sözleşme hükümleriyle devletlere yüklenen sosyal güvenlik sağlama yükümlülüğünün yalnızca çalışma izni bulunan işçilere tanındığı, çalışma izni bulunmayan işçilerin ise bu koruma mekanizmasının dışında bırakıldığı görülmektedir. Ayrıca bu sözleşmelerin sırasıyla yalnızca 54 ve 30 ülke tarafından, kimi şerhlerle onaylanmış olması ve, bu düzenlemelerin hem kapsamı hem de küresel etki alanı bakımından sınırlı kaldığına işaret etmektedir.
1932’den günümüze etkin ilişki içerisinde bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütü’nün onayladığı 59 sözleşmesinden 55’ini yürürlüğünde tutan Türkiye, ilgili sözleşmeleri çalışmamızın yayımlandığı tarihte henüz onaylamamıştır. Uluslararası açıdan Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu sözleşmeler; göçmen işçilere ilişkin dolaylı hükümlerin yer aldığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Mültecilerin Statüsüne Dair Sözleşme, Vatansızların Statüsüne Dair Sözleşme ve doğrudan göçmen işçilere ilişkin hükümlere yer verilen Tüm Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunmasına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’dir. Kaçak göçmenlerin de koruma kapsamına dâhil edildiği bu sözleşme ile taraf devletlerin; göçmen işçilerin haklarını korunması, uygulamada birlik sağlaması ve işçi kaçakçılığının önlenmesine yönelik tedbirleri almaya teşvik edilmesi amaçlanmıştır.
Kimi maddelerine çekince koyarak 1999 yılında sözleşmeyi imzalayan Türkiye, ilgili sözleşme bakımından uygulamada ve mevzuatta değişikliklere yer vermiş ve TBMM Komite Raporları kapsamında özellikle sosyal güvenlik hakkı açısından olumlu gelişmeler yaşandığı kabul edilmişse de uygulamada yansıması, klasik işçiler için uygulanan tutumdan pek farklı durmadığı gibi olumsuz sonuç göstermektedir. Zira, göçmen işçilerin ağırlıklı olarak pis, tehlikeli, nitelik gerektirmeyen ve koşulları en ağır hastalıklar olduğu ve bu durumun işçilerin iş sağlığı ve güvenliğini son derece tehdit ettiği anlaşılmaktadır.
Mevcut koşullarda çalışan göçmen işçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin düzenlendiği hukuki kaynaklar bakımından ilk olarak, taraf devletler arasında akdedilmiş uluslararası sözleşmeler karşımıza çıkmaktadır. Nitekim bu sözleşmeler, çoğu zaman mütekabiliyet esasına dayalı olarak taraf devletler bakımından karşılıklı hak ve yükümlülükler doğurmakta; bu durum ise göçmen işçilere sağlanan korumanın kapsamının, ilgili devletler arasındaki hukuki ilişkiye bağlı olarak değişkenlik göstermesine yol açmaktadır. Bu yönüyle, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin korumanın her durumda yeknesak ve kapsayıcı bir nitelik taşımadığı görülmektedir.
Bu bakımdan göçmen işçilerin iş sağlığı ve güvenliği hakları, temel olarak 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde, vatandaşlık statüsünden bağımsız olarak tüm çalışanları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Nitekim anılan Kanun, kamu ve özel sektör ayrımı yapmaksızın tüm işyerlerine uygulanmakta olup, işverenlere çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama, mesleki riskleri önleme ve gerekli eğitimleri verme yükümlülüğü yüklemektedir. Bu kapsamda göçmen işçiler, dil ve uyum sorunları nedeniyle “özel politika gerektiren gruplar” arasında değerlendirilmekte ve kanun, işverene risk değerlendirmesi ile eğitim yükümlülüklerini bu kapsamda şekillendirme borcu yüklemektedir.
Yine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesiyle düzenlenen işverenin işçiyi gözetme borcu; işçinin kişiliğinin korunmasını ve iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmasını da içermekte olup, bu yükümlülük işçinin yabancı olması veya çalışma izninin bulunmaması halinde dahi ortadan kalkmamakta; aksine, özellikle kayıt dışı çalışan göçmen işçiler bakımından işverenin sorumluluğunun devam ettiği doktrin ve içtihatta kabul edilmektedir. Bu bakımdan, her ne kadar genel nitelikte bir düzenleme olsa da kayıt dışı çalışmayı da fiilen kapsayan söz konusu hüküm, Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerine kıyasla daha geniş ve kapsayıcı bir koruma alanı sunduğu açıktır.
Bununla birlikte, 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu kapsamında da özellikle göçmen işçilerin çalışma izinlerine ve sosyal güvenlik yükümlülüklerine ilişkin özel düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan Kanun uyarınca göçmen işçi çalıştıran işverenlerin sosyal güvenlik mevzuatından doğan yükümlülükleri yerine getirmesi zorunlu olup, çalışma izni bulunmaksızın göçmen işçi çalıştırılması halinde idari yaptırımlar öngörülmektedir. Ayrıca iş kazası geçiren çalışma izinsiz göçmen işçiler bakımından dahi işverenin sağlık giderlerini ve gerekli masrafları karşılama yükümlülüğünün devam ettiği kabul edilmektedir.
Bununla birlikte, normatif düzeyde öngörülen bu geniş koruma alanının uygulamada aynı ölçüde karşılık bulduğunu söylemek güçtür. Nitekim özellikle kayıt dışı istihdamın yoğun olduğu inşaat, tarım ve tekstil gibi sektörlerde çalışan göçmen işçilerin, ağır ve tehlikeli işlerde yeterli iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmaksızın çalıştırıldığı sıklıkla gözlemlenmektedir. Basına yansıyan olaylarda, göçmen işçilerin iş kazalarına maruz kaldığı, barınma ve çalışma koşullarının insan onuruna aykırı seviyelere ulaştığı, hatta kimi vakalarda şiddet ve kötü muameleye uğradıkları görülmektedir. Bu durum, göçmen işçilerin çalışma koşullarının iş müfettişleri tarafından daha etkin, düzenli ve kapsamlı şekilde denetlenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, göçmen işçilerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin koruma rejimi, hem uluslararası sözleşmeler hem de Türk hukukunda yer alan düzenlemeler bakımından değerlendirildiğinde, normatif düzeyde oldukça geniş bir çerçeve sunmakla birlikte, bu çerçevenin uygulamada aynı etkinlikle hayata geçirilemediği görülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerinin sınırlı kapsamı, taraf devlet sayısının düşüklüğü ve mütekabiliyet esasına dayalı yapısı, göçmen işçilere sağlanan korumanın yeknesak ve kapsayıcı bir nitelik kazanmasını güçleştirirken; Türk hukukunda 6331 sayılı Kanun, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ile öngörülen düzenlemeler, kayıt dışı çalışanlar da dâhil olmak üzere göçmen işçilere yönelik daha geniş bir koruma alanı ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, özellikle kayıt dışı istihdamın yoğun olduğu sektörlerde göçmen işçilerin ağır ve tehlikeli koşullar altında, çoğu zaman yeterli iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmaksızın çalıştırıldığı; barınma, beslenme ve güvenlik gibi en temel haklarının dahi ihlal edilebildiği uygulama örnekleri, norm ile gerçeklik arasındaki uçurumu açıkça ortaya koymaktadır. Bu itibarla, göçmen işçilerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin haklarının yalnızca mevzuat düzeyinde tanınması yeterli olmayıp, etkin ve düzenli denetim mekanizmalarının işletilmesi, kayıt dışı istihdamla mücadele edilmesi ve eşitlik ilkesinin fiilen sağlanması suretiyle bu korumanın somut ve yaşanabilir hale getirilmesi zorunlu olup bu kapsamda öncelikle ruhsatsız maden ocağında çalışırken fenalaşan ve kaçak ocağın ortaya çıkmaması için diri diri yakılan Mohammed Nourtani ve iş kazası veya meslek hastalığı mağduru olan tüm göçmen veya vatandaş işçilerin iş 28 Nisanını kutlarız.
KAYNAKÇA
- Akyıldız, C. (2022). “Avrupa Birliğine Katılım Sürecinde Türkiyedeki Dezavantajlı Çalışan Gruplarının İş Sağlığı ve Güvenliği Faktörlerinin İncelenmesi.” Erciyes Akademi, 36(4), 1739-1765. https://doi.org/10.48070/erciyesakademi.1129472.
- Civan, O. E., & Gökalp, A. (2011). “Göçmen İşçi Kavramı ve Göçmen İşçilerin İş Sağlığı ve Güvenliği.” Çalışma ve Toplum, 1(28), 233-264. https://izlik.org/JA49GA76AE.
- Demirci, K. (2019). “Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme ve Türkiye’nin Mevzuat Bakımından Sözleşmeye Uyumu.” Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2(2), 6-16. https://izlik.org/JA64DM49GN.
- Kılınç B. (2025), Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Yabancılık Unsuru. Yetkin Yayıncılık.
- Tellal, E. (1994). “Göçmen İşçiler, Yaşam Koşulları ve Son Uluslararası Sözleşme.” Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 49(03). https://doi.org/10.1501/SBFder_0000001722.
- Yıldırım, O., Altunoğlu, M. K., Geyik Yıldırım, S. (2023). “Suriyeli Göçmen İşçilerin İş Sağlığı ve Güvenliğini Etkileyen Faktörler.” Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 31, 267-287. https://doi.org/10.56597/kausbed.1245396.
- Yılmaz, G. (2005). “Emek Göçünün Tarihsel Arka Planı AB’deki Göçmen İşçilerin Durumu.” TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, 6(23), 2-7. https://izlik.org/JA35UU36AJ.

