19.yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu için kurumsal modernleşme, anayasal denemeler ve Batı ile kurulan diplomatik ilişkilerin yanı sıra yoğun siyasi, sosyal ve kültürel düzeyde derin dönüşümler yaratmıştır. Sırp ayaklanmaları (1804, 1815), Yunan isyanı (1821), Bulgar ve Arnavut milliyetçi hareketleri, Osmanlı’nın hem siyasi otoritesini hem de askeri kontrolünü ciddi biçimde sarsmıştır. Her bir isyan ya da bağımsızlık girişimi, toprak kaybı, bu uluslararası krizi bertaraf etmek için verilen tavizlerin eşliğinde büyük bir nüfus hareketliliğini beraberinde getirmiştir.
19. yüzyılın ikinci yarısında en önemli siyasi gündemlerden biri Osmanlı’nın içinde bulunduğu siyasi iklimin bir sonucu olarak kurumsallaşan göç yönetimidir. Yazı dizisinin önceki bölümlerinde yer verilen 19. Yüzyıl Rus İmparatorluğu’nun yayılmacılığı, Kırım ve Kafkasya’da yaşayan toplulukların üzerinde etkili olduğu gibi Balkanlar’daki Müslüman nüfusun Anadolu’ya göç etmesinde de etkili olmuştur.
İstanbul, bu kitlelerin bir kısmı için yolculuğun yalnızca bir durağı olmakla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nda göç hareketlerinin en yoğun, aynı zamanda en çalkantılı olduğu dönem 19. yüzyıl olmuştur. Bu yüzyılda göç yalnızca demografik bir mesele değil, ulus-devlet formuna doğru evrilen siyasal sürecin de bir parçasıdır.
19. yüzyılın ortalarına dek Osmanlı topraklarındaki göç yönetimi, şehremaneti adı verilen belediye idaresinin sorumluluğuna bırakılmıştı. Ancak özellikle Kırım Savaşı sonrasında yüzbinlerce göçmenin imparatorluğun farklı bölgelerinden İstanbul’a hareket etmesi, yerel idarelerin kapasitesini aşarak merkezi yönetimin doğrudan müdahalesini zorunlu kılmıştır. İstanbul, imparatorluğun en önemli geçiş ve dağılım noktası olduğundan, bir uluslararası komisyon kurulması ve merkezi hükümete bağlı bir göç kurulu oluşturulması göç yönetiminin merkezileşmesine örnek gösterilebilir.
Merkezileşme süreci beraberinde ciddi idari ve mali sorunları getirmiş, göçmenlerin naklini sağlamak için sürekli gemi kiralamak, barınma ve iaşe için olağanüstü harcamalar yapmak gibi sonuçlar doğurmuştur. İstanbul hükümetinin bu dönemde şehir hatlarında ulaşım ücretine zam yaparak ve bazı vergileri artırarak göçün başkent yönetimi üzerindeki finansal yükünü hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Ancak göç için ayrılan ödeneklerin düzensizleşmesi, sık sık yetersiz kalması ve mali yapının genel dengesizliği, bu sürecin yönetimini zorlaştırmıştır.
Bununla birlikte, şehrin fiziki ve idari kapasitesi özellikle Balkanlardan gelen yoğun göçle birlikte göçmenleri karşılamada yetersiz kalmıştır. Şehirde konut sıkıntısı, altyapı yetersizlikleri ve sağlık sorunları ortaya çıkmış, göçmenler çoğunlukla geçici barınaklarda yaşamaya başlamıştır. Osmanlı idaresi, Muhacirin Komisyonu gibi bürokratik mekanizmalar kurmasına rağmen nüfus artışına yetişememiş, İstanbul’a ulaşan göç kafileleri, şehirde uzun süreli tutulmak istenmese de barınma, hastalıklarla mücadele gibi zorlayıcı koşullarla yüzleşmiştir. Göç yönetimindeki merkezileşme deneyimleri, Osmanlı’nın 19. yüzyılda karşılaştığı idari sınamaların ve siyasal dönüşümlerin bir aynası niteliğindedir.
19. yüzyılda endüstrileşmiş Avrupa devletlerinin Afrika ve Asya’da yürüttüğü emperyalist rekabet, Osmanlı İmparatorluğu’nu doğrudan hedef almasa da imparatorluğun başkenti İstanbul’u dolaylı olarak etkilemiştir. 20. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Ege Denizi’ndeki ve Kuzey Afrika’daki topraklarına karşı açık bir tehdide dönüşecek olan bu sürecin başlangıcında, Osmanlı topraklarının, Afrika kıtasına açılan yolların ve Doğu Akdeniz’in merkezi bir parçası olması İstanbul’u, büyük güçlerin diplomatik ve ticari mücadelelerinde bir gözlem ve müzakere merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde askeri kaynakları iyice zayıflamış olan Osmanlı’nın Avrupa ile büyük bir çatışmaya girmeksizin bu devletler arasındaki çıkar çatışmalarına göre siyasi manevralar yaptığını, topraklarını Avrupa ekonomisine olduğu kadar bağımsızlık isyanlarının yol açtığını zorunlu göçe de açtığını öne sürmek mümkündür.
Osmanlı nüfusu, şehirli ve kırsal olmak üzere farklı eksenlerde dağılmış ve imparatorluk ekonomisine bu kesimler çeşitli biçimlerde eklemlenmiştir. 19. Yüzyılın ilk yarısında Osmanlı yönetimi, Avrupa devletleriyle yoğun diplomatik ilişkiler çerçevesinde, yurttaşları yasa önünde eşitleyen ve can ile mal güvenliğini temin eden düzenlemelere yönelmiştir. Bununla birlikte, bu ekonomik yapıda önemli mevkilere yerleşmiş olan çok-milletli (o dönemde “millet” kavramı dini kimlik üzerinden tanımlanmaktadır) nüfusunu, artan bağımsızlık ayaklanmaları ve milliyetçi hareketler karşısında bir arada tutmaya çalıştığı görülmektedir.
Tanzimat ve Islahat Fermanı gibi anayasal gelişmelerin ardından kısa bir meşruti monarşi deneyimi yaşayan Osmanlı siyasi tarihinin, yüzyılın son çeyreğine tüm siyasi innovasyonu sekteye uğratan İstibdat Dönemi izlemektedir. Bu dönemin II. Abdülhamit’in şahsiyetiyle özdeşleşen bu döneö Meclisi Mebusanın 1877 Osmanlı-Rus Savaşı gerekçe gösterilerek fiilen askıya. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması ise, Rusya’ya Osmanlı topraklarındaki Ortodoks unsurlar üzerinde “hamilik” rolünü resmen tanıdı. Bu durum, Osmanlı’nın iç işleyişi ve demografik dengesi açısından önemli bir baskı unsuru oluşturuyordu. Zira dış müdahaleler ve Balkanlar’da yükselen ulusçu hareketler, Osmanlı tebaası içindeki mevcut ayrımların giderek keskinleşmesine yol açmıştır.
Artan Müslüman nüfus şehrin çevresinde yoğunlaşırken, Rum Ortodokslar, Ermeniler ve Yahudilerin bulunduğu demografik dağılıma bakıldığında 19. yüzyılda önemli bir dönüşüm yaşandığı görülmektedir. Dini aidiyete göre vergilendirilen Osmanlı toplumunda, artışa geçen Müslüman nüfusa yakın bir şehirli gayrimüslim nüfus yer almaktadır. Gayrimüslim nüfusun demografik dağılımında farklı Ortodoks topluluklarını kapsayacak şekilde tanımlanan Rumlar öne çıkmaktadır. Bir başka gayrimüslim topluluk olan Ermeniler, kendi kiliseleri ve millet sistemi içerisindeki kurumlarıyla İstanbul’un sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında etkin bir rol oynamıştır. Yahudi cemaatleri, özellikle ticaret ve zanaat alanında şehrin dinamik yapısına katkıda bulunurken, Levantenler ve yabancı tüccarlar Galata ve Pera’da yoğunlaşmıştır.
19. yüzyılda Balkanlar’dan çok milletli bir İstanbul’a göç eden Müslüman nüfus, İstanbul’un ve Anadolu’daki küçük esnaf, zanaatkar veya hizmet sektörü işçileri olarak işgücü piyasasına dahil olmuştur. Üsküdar, Eyüp, Aksaray ve Beykoz gibi semtlerde yoğunlaşarak hem mevcut mahallelere yerleşmiş hem de kendi cemaat mahallelerini kurmuşlardır. Sosyal ve kültürel olarak kendi geleneklerini sürdürürken, diğer Müslüman ve gayrimüslim topluluklarla etkileşime girmişlerdir.
Çeşitli Anadolu kökenli gruplar fetihlerden sonraki yüzyıllar içerisinde Balkanlar’a yerleştirilmiş, şehirlerde ve kırsalda yeni bir demografik düzen inşa edilmiştir. Böylece Balkanlar, yalnızca imparatorluğun batıya açılan kapısı değil, aynı zamanda Anadolu’dan taşınan nüfusun da yeni yurdu haline gelmiştir. Rusya ve Avusturya’nın etkisiyle Osmanlı’nın buradaki hakimiyetini yitirmesi, 19. Yüzyıl bağımsızlık ayaklanmalarının getirdiği kayıplar, Osmanlı için bir tür “tersine göç” süreci yaratmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarının önemli bir bölümü Rumeli kökenli olup Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişteki askeri-bürokratik elitin şekillenmesinde, hem de yeni devletin merkeziyetçi, güvenlikçi ve ulusal bütünlüğü ön planda tutan siyasal kültürü, büyük ölçüde bu travmatik deneyimin izlerini taşımaktadır.
Bu yoğun göç hareketliliği, İstanbul’a yeni işgücü kaynağı, kültürel çeşitlilik ve yeni mutfaklar getirirken göç kaynaklı toplumsal istikrarsızlaştırma ve şehir altyapısının yetersiz kalması gibi çatışma besleyen konular yüzeye çıkmaya başlamıştır. Bu nedenle 19. yüzyıl her açıdan devletin sınırlarının, yönetim tarzının ve ideolojik bütünlüğünün sorgulandığı bir süreç olarak siyasi tarihte yerini almaktadır.
Kaynaklar
Erdem, U. (2018). Osmanlı’dan Cumhuriyet’e muhacir komisyonları ve faaliyetleri (1860-1923). Ankara:TTK.
Quataert, D. (2006). 19. yüzyıla genel bakış: ıslahatlar devri 1812-1914. Halil İnalcık-Donald Quataert (Eds.), Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve sosyal tarihi içinde (II, 887-1051. ss.). İstanbul: Eren Yayıncılık.
İpek,N. (1999) Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri (1877- 1890), Ankara.
İpek, N. (2006) İmparatorluktan Ulus Devlete Göçler, Serander Yayınları, İstanbul.
Karpat, K. (2010) Osmanlı Nüfusu 1830-1914, Timaş Yayınları, 2. Baskı, İstanbul.
Kutlu, S. (2007) Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Balkanlar ve Osmanlı
Devleti, İstanbul Bilgi Üniversitesi yay., İstanbul.
İpek, N. (2015). Fetihten Cumhuriyet’e İstanbul’a yönelik göçler. Coşkun Yılmaz (Ed.) Antik Çağ’dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi içinde (III, 520-530. ss.), İstanbul: İBB Kültür A.Ş.

